Bir Ada, İki Hikâye: Kıbrıs'ta 1900+ Gün
Bazı taşınmalar bir yerden başka bir yere gitmek değildir.
Bazen insan bir bavul hazırlayıp başka bir ülkeye geçer, ama hayatının büyük bölümünü geride bırakmaz. Evini, eşyalarını, alışkanlıklarını, planlarını, hatta bir gün geri dönme ihtimalini de yanında götürür. Bazen de bunların hiçbirini gerçekten yanında götüremez; onları geride bırakır ve yeni hayatına, “bir süreliğine” olduğunu düşünerek başlar.
Bizim Kıbrıs hikâyemiz biraz böyle başladı.
Türkiye’den ayrılıp Kuzey Kıbrıs’a geldiğimizde, bunun hayatımızın bu kadar uzun bir bölümünü oluşturacağını bilmiyorduk. Bugün geriye baktığımda, adada geçirdiğimiz zamanın yalnızca birkaç yıllık bir yaşam deneyimi olmadığını görüyorum. Bu süre bizim için bir tür ara hayat oldu.
Ne tamamen geride bıraktığımız Türkiye’den koptuk, ne de Kıbrıs’ı yalnızca geçici bir durak olarak yaşayabildik.
Arada bir yerde kaldık.
Tıpkı Kıbrıs gibi.
Bu ada da arada duruyor. Yakın olduğu iki yere de tam ait değil, kendi başına da duramıyor. İnsanlar burada bir hayat kurmuş, düzen kurmuş, ama sınırın öte tarafına geçmek hâlâ bir mesele. Ada, benden çok daha uzun süredir bir ara hayat yaşıyor.
Burada geçirdiğim süre boyunca yaptığım gözlemler ve okuduklarım beni şuraya götürdü: bugünkü bölünmüş yapının temelinde, adayı yöneten İngiliz idaresinin iki toplum arasındaki ayrımı derinleştiren tercihleri var. Bunu tek sebep olarak sunmuyorum; bir ada bu hâle tek bir elle gelmez. Ama sıradan insanların — Rumların da Kıbrıs Türklerinin de — bu ayrımı kendi başlarına kurduklarına inanmakta zorlanıyorum.
Bir toplum arada kalmayı seçmez. Arada bırakılır.
Peki biz? Biz seçtik mi?
Cevabın bir kısmı Türkiye’de bir depoda duruyor.
Depodaki eşyalar
İçinde koltuklarımız, yatağımız, dolaplarımız var. Zamanında seçtik, beğendik, severek aldık; keyiflerini yeterince çıkaramadan kendimizi burada bulduk.
Oraya koyduğumuzda geçici bir çözüm olduğunu düşünmüştük. Bir gün döneriz, çıkarırız, yeniden bir ev kurarız. Aradan yıllar geçti, eşyalar hâlâ orada.
Kâğıt üzerinde hesap basit: depoyu kapat, sat, bitir. Ama onları sattığımız gün yalnızca mobilya satmış olmayacağız; dönme ihtimalimizin bir parçasını da elimizden çıkarmış olacağız. Depoyu kapatmak rahatlatıyor, eşyaları satmak buruyor. Aradaki fark, meselenin hiçbir zaman depo kirası olmadığını gösteriyor.
Yani karar vermedik. Ertelemeyi seçtik ve erteleme, yeterince uzayınca kendi başına bir karara dönüştü.
Adanın arada kalması bir tercih değildi. Benimkinin tercih olduğuna da artık emin değilim.
İki şey aynı anda doğru olabilir
Kıbrıs’ta geçen yıllar hayatımızın dışında değil. Burada çalıştık, ev kurduk, köpeklerimiz oldu, müzik yaptım, bir kitap yazdım. Bunları “Türkiye’den uzakta geçen yıllar” diye görmek haksızlık olur.
Ama Türkiye’ye duyduğumuz özlem de bu yılların içinde yaşamaya devam etti.
İkisi aynı anda doğru. İnsan bir yeri severken başka bir yeri özleyebilir. Bir yerde hayat kurarken başka bir yere ait hissedebilir. Yetişkin hayatının zor taraflarından biri de bu sanırım: her zaman tek bir doğru yere ait olamamak.
Sorumuz artık “dönecek miyiz?” değil. “Hangi şartlarda dönebilecek hâle geleceğiz?”
Cevabını bilmiyorum. Ama bu soruyu arada duran bir adada sormanın kendine has bir tarafı var.
BölümSpontanmod